Laki // Alp Sime

ALP SİME// LAKİ 01.12.20 – 16.01.21  

Her şeyden izole olunca kendi hayatlarımızı da sorgular olduk. “Laki” diğerleri gibi bir yandan da sensin bu sergide değil mi? 

Bazı görüntülerde fotoğrafçı daha ön planda olabilir. Tanık olanın daha çok sorgulandığı  fotoğraflar da diyebiliriz .  

İlkokulda, “Dövmeli Kız”ın yanındaki “Arkadaş” isimli işimdeki yaşlı adamla, rahmetli babam aynı sınıfta okumuşlar. Haksızlığa tahammül edemeyen bir yüzü var. Sadece genetik değildir yüz, el yazısı gibi bir şeydir bana göre. Sonradan şekilleniyor. 

Peki poker yüzlü insanlar ? Bir şeyler mi saklıyorlar sürekli? 

Sanmıyorum. Emin değilim ama yüz kasları uykudayken de gelişiyor olmalı. Kontrolümüz altında değilken oluşuyorlar belki. 

“Laki” için içe doğru daha tahammülsüz bakıyor diyebilir misin? 

Hayır, ama bazı şeyleri okuyamıyorum, bir yerden sonra bulanıklaşmaya başlıyor. İşler asıldıktan sonra o gözle bir bakarım. İnsanların görüntülerini kullandığında onlara ister istemez kendilerini sorgulatıyorsun, sonra kendini de sorgulamaya başlıyorsun, herhalde bir eşitlik olsun diye… Ondan mı tahammülsüz duruyor? 

Belki de. İzin almıyorsun değil mi çekmeden önce? 

İzin almıyorum. Çünkü o zaman benim istediğim ‘şey’e benzemezler. 

Peki onun yanındaki ? “Dövmeli kız” isimli iş, o da Türkiye’den mi? 

“OJ Simpson” hariç hepsi Türkiye’den. Neden böyle bir dövme yaptırdığını sordum; “Swastika”yı şekil olarak beğeniyorum demişti. 

İşlerinin ne kadarı geçmişin ruhundan destek alıyor? 

Siyah beyaz olmalarını kastediyorsan eğer, siyah beyaz yaşını almış bir yöntem değil, hala olgunlaşıyor. Fotoğraftaki resim dili de hala gelişiyor. 

Resim dili dedin. Neden fotoğraf değil ya da görsel dil değil? 

Aynı kapıya çıkıyor ama görsel dilin tanımı çok daha geniş. Fotoğraf dili de tam karşılamıyor. Fotoğrafın başladığı ve olgunlaştığı zamanların aslında fotoğrafla bir ilgisi yok. Hatta ilk başladığı zamanlarda özellikle estetik açıdan kendine bir katkısı olmamış, şimdilerde ise  limitli olduğunu düşünüyorum. 

Bir ön anlaşma üzerinden gitmesi bu mecrayı farklı bir dil kılmıyor mu? Fotoğrafta oradaymış / oradaymışsın olgusu ön planda. Tekrar yaşatma etkisi, kurgu veya gerçek olsun, “birisi oradaydı ve bu görüntüye şahit oldu” dedirtmek gibi bir özelliği  var fotoğrafların. Bu onu ayrı bir dil yapmıyor mu sence?

Bazı şeyleri aktarmada daha kabiliyetli kılıyor tabii ama dil yine aynı dil. Aldatabilen bir özelliği var fotoğrafın. Sinir sistemine kısa yoldan ulaşıyor. Ama bahsettiğin tekrar yaşatma olgusu, figüre dair herhangi bir ortamda da var. O tarafta yetkin olması onu başka bir dil  yapmıyor bence. Fotoğrafı farklı kılan kanıt özelliği vardı ama o da bitiyor sanki. 

Bu tür konuşmalar genelde pozitif tanıtım amaçlı olur. Sen tersine gidiyor gibisin.  Niye fotoğrafı savunan benim? 

Ben elbette aşağılamıyorum, sadece anlamaya çalışıyorum. İçinden geçtiğimiz zamanlar gözden geçirme zamanları. Fotoğraf genelde sorgulayan sorgulatan bir disiplin. Neden o da sorgulanmasın? Kendimi, başkalarını sorguluyorum, aradaki şeyi neden sorgulamaya yım? Fotoğrafın benim için bir dokunulmazlığı yok.  

Aslında gruplar halinde sergilenen işlerde fotoğraf ortamının kapasitesini sorguladığını görüyorum sanki? 

Aynı şey değil aslında. Onların dalga geçer bir tavırları var. 

Neden dalga geçmek istedin bununla? 

İşlem beni kontrolü altına almasın diye. Yaptığım şeyin sorumluluk ya da görev amaçlı olmadığını kendime hatırlatmak için. Fotoğraf çekmek ile onları seçmek, işlemek çok farklı uğraşlar. Düzenleme aşamasında gerçeklerden kopuyorsun ve dünyayı kurtarıyor gibi hissediyorsun.  

Hepsinin bir büyük hikayenin parçaları olduğunu düşündürtecek bir sürü tuzak var o aşamada. Bir hizmette bulunuyormuş hissine kapılıyorsun, halbuki yok öyle bir şey. Tam olarak bunu hatırlatmaya yarıyor o oyunlar. Tekrar etmek hoşuma gitmiyor ama ben ve eminim bir çok diğer fotoğrafçı çalışırken roman yazdığımızı düşünüyoruz. Sonuna gelince ise kısa hikaye kurallarını bu duruma adapte ediyoruz. Her unsurun önemli ve birbirini destekler halde olduğu popüler sinemada kullanılan format gibi. İşe yarıyor ama yeterli olmuyor.  Yeterli olmadığını görünce de delirmemek için oyuna sığınıyorum. 

Bir hikayeyi başından sonuna anlatamıyor

Evet. Fotoğraf soru sormakta ve seyircinin hayal gücünü tetiklemekte çok başaralı. Onu  özel kılan şeyi ise şöyle tanımlayabilirim: “sen uykunda mırıldanıyorsun ve birileri ne dediğini anlıyor”. 

Bazı fotoğraflarının açıklanmaya ihtiyacı var. “Mete” isimli işin mesela.

Açıklanmaya ihtiyacı yok aslında. Ben ondan bahsetmeyi seviyorum. 

Bu fotoğraftaki insan, dayın. 

Evet 

Bu fotoğrafı sen mi çektin? 

Ben çekmiş olamam, çekildiği yıl çok küçüktüm. 

Neden sergine dahil ettin? 

Diğer işlerin yanında görmek istiyorum onu. Çünkü bu fotoğraf kafamda sanki eksik kalmış bir şeyleri yerine oturtuyor. 

Duyma ve konuşma engelliydi, fotoğrafçıydı ve genç yaşta çok nadir rastlanan bir hastalıktan vefat etti. Dayın sayesinde fotoğrafçı olduğuna düşünüyor musun? 

Kesinlikle yoğun etkisi olduğuna inanıyorum. Travmaların bizi nasıl yönlendirdiğini şimdi daha iyi anlıyorum. Muhtemelen aile içinde ona duyulan özlem olmasaydı, benim de fotoğrafçı olmama izin vermezlerdi.  

Travma “Laki”nin önemli parçası değil mi? Lubuncada “Ahlak Polisi” anlamına gelen “Laki”yi neden sergi ismi olarak seçtin? 

Lubunca baskı, tehlike ve gizlenme ihtiyacından doğan bir dil. Sergideki görüntüler bu kavramların etrafında dönüyor ama bu dili kullananlar dolaylı bir şekilde sergiye dahiller. Daha doğrusu saklanmaları isteniyor, görülmemeleri ve duyulmamaları gerekiyor. 

LGBTİQ+ hareketinin bir parçası olarak görüyor musun bu sergiyi? 

LGBTİQ+ ve özellikle de trans bireyler uzun zamandır utanç kültürünün önde giden kurbanları, bu kelimeyi sergi için kullanmaktan onur duyuyorum. Kapsayıcı açıklayıcı bir yönü yok “Laki”nin. Benim gözümde LGBTİQ+ hareketi kendilerinden çok daha fazlasını temsil  ediyor. “Laki”, içinde benim de olduğum tüm “öteki”lerin, ileride çok daha büyük zorluklar çekebileceğini çağrıştırıyor bana. Bir farkındalık yaratmayacağını da biliyorum bu serginin. 

İçinde top olan fotoğrafların homofobik küfürleri çağrıştırmasını arzuladığını biliyorum. Yanlış algılanmalarından çekiniyor musun? 

Öyle bir endişem yok. Küfürün ne olduğuna, ne amaçla kullanıldığına dikkat çekmek istiyorum. Küfür insanları birbirinden uzak tutmaya yarıyor. Bu kelimelerin sebep olduğu yaralar toplumları da birbirinden ayırıyor. Bu kişisel ölçekte verdikleri zarardan çok daha büyük. Cinsellikle ilgili bir çok şeyi utanca bağlayan bir toplum hırsızlığa ya da insan katline benzer bir açıdan bakmayabiliyor. Birçok insana olduğu gibi bana da çok ilginç geliyor bu.  Suçluluk kültürü denen şeyde kişisel bir bilinç geliştirebiliyorsun.  

Yanlışı ve doğrusu seni daha çok ilgilendiriyor, “Sana ne benim hayatımdan” diyebiliyorsun. Utanç kültürlerinde “Elalem ne der?” sorusu daha ön planda. Elalemin ne diyeceği ile ilgilenmek istemiyorum. Utanç kültürü ve suçluluk kültürü arasında kalmış biriyim ben de. Çoğu zaman suçluluğu ve utancı birbirine karıştırıyorum. Farklı olduklarını idrak edemiyorum. Eğitim hayatım ve ailem arasında öyle yetiştirilmişim.

Ya korku kültürü, başıma ne gelir düşünceleri? 

Ben ruhen henüz orada değilim. O henüz tüm benliğimi sarmış değil bence. Aklım bazen korkman lazım diyor ama içime işlemedi sanırım henüz. Başkalarında da hissetmiyorum korku kültürünün izlerini. Utandırılmak ile mücadele edemezsek eminim oraya doğru gideriz hep beraber. 

Utancın kendi başına ne olduğunu düşünüyorsun? 

Utanç her ne ise hayatta kalmak ve adapte olmak için vardır diye düşünüyorum. Tüm duygularımız ve iç güdülerimiz hayatta kalmak için. Ama biz kendini anlama ihtiyacı olan karmaşık yaratıklarız. İncelemek, anlamak da bizim hayatta kalma savaşımızın önemli bir  parçası. Başkalarına aktardığımız utancın ya da suçluluk duygusunun ne olduğunu anlamamız, görebilmemiz gerekiyor. Utandıran ya da suçlu hissettiren şeylerin ne olduğunu, nasıl oluştuklarını bilmemiz önemli. Bu yorucu bir uğraş. Kendini seyredebilmek, durdurmak, durduramıyorsan da etrafına yaymamaya çalışmak… Sadece kişisel seviyede değil diğerlerinin yararı için çalıştığını iddia eden kurumların da kendilerini bu açıdan denetlemeleri önemli. Kendileri için ve aynı zamanda başkaları için önemli.