swipe up



swipe up

21.05.2021 – 20.06.2021

Artist

Can İncekara

The initial thought in this regard was that we would have had more access to information following the inclusion of communication devices in our daily lives. The conviction that technology would be a significant breakthrough in the progress of science and making sense of life, was that of a common one. However, in today’s world knowledge and meaning have started to be replaced by other things. Knowledge is no longer the priority of humanity. In fact, even information which is classified as absolute, may be distorted by means of the same technology. It is now impossible to reach an absolute reality. Maybe, this ideal was never going to occur.  

We all have a simulation in our phones, in which our own virtual entity exists. The facts of the world we live in are not valid in this originated universe.

So, why do we need this fabricated identity? Why can’t we confine ourselves to our tangible existence in this world?

This question may find it’s answer in the whole of human history. The basis of this is grounded on the tendency to ‘have things’. Man has had this feeling since birth. However, the desire to possess objects, people and to keep them is a desire which develops after the birth.

The process of us learning and/or being exposed to this has started more recently. The individual who feels that the control of his life is not in his hands with capitalism, starts to consume in order to compensate for this situation. He considers choosing the things to consume as a way of establishing his own identity. He now has the right to choose what to consume. He is presented with multiple choices to deceive him that his needs and desires are under his control. His mind is constantly under manipulation. He is convinced that he will become happy by having more. He realizes that this is not the case. In doing so, he begins to buy more, eat more, spend more. Since this need of consumption permeates one’s relationship with living beings as well as the manner in which language is used, it results in the deviation of one’s perception of value.

Because consumption is associated with happiness in our minds. Not only are our needs not determined by ourselves; what makes us happy is also taught to us. What our life should be like, even how we must dream of the future is imposed by advertisements. 

We live in a world where we consider all of these to be our own choices. And this situation transcends pretending and passes beyond to creating a universe of simulation. Because we believe in the reality which this world creates and live on the basis of this universe. A universe in which objects and people exist to the extent that they are exhibited…

İlk başta düşünülen, iletişim aygıtlarının gündelik yaşama dahil olması ile beraber, daha fazla bilgiye erişimimizin olacağıydı. Teknolojinin, yaşamı anlamlandırmada ve bilimin ilerlemesinde çığır açacak bir gelişme olacağı kanısı yaygındı. Fakat bugün bilginin ve anlamın yerini başka şeyler almaya başladı. Bilgi, artık insanlığın önceliği olmaktan çıktı. Hatta mutlak, genel-geçer diye sınıflandırılan bilgiler bile, aynı teknoloji sayesinde, çarpıtılabiliyor. Artık mutlak bir gerçekliğe ulaşmak neredeyse imkânsız. Belki bu ideal zaten hiçbir koşulda gerçekleşmeyecekti.

Hepimizin telefonunda kendi sanal varlığımızın içinde yaşadığı bir simülasyon var. Bu yaratılmış evrende, şu anda içinde yaşadığımız dünyanın doğruları geçerli değil.

Peki, bu yaratılmış kimliğe neden ihtiyacımız var? Neden bu dünyadaki maddi varlığımızla yetinemiyoruz?

Bu soru, cevabını bütün bir insanlık tarihinde bulabilir. Bunun temeli ‘şeylere’ sahip olma eğilimine dayanır. İnsan doğumundan itibaren bu hisse sahiptir. Ama nesnelere ve insanlara sahip olmak ve onları saklamak, insanın doğumundan sonra gelişen bir arzudur.

Bunu öğrenme ve/veya buna maruz kalma sürecimiz daha yakın bir tarihte başlamıştır. Kapitalizm ile beraber, hayatının kontrolünün elinde olmadığını hisseden birey, bu durumun telafisi için tüketmeye başlar. Tüketeceği şeyleri seçmenin kendi kimliğini oluşturmanın bir yolu olduğunu düşünür. Neyi tüketeceğini seçme hakkı vardır artık. İhtiyaçlarının, arzularının kendi kontrolünde olduğunu düşünmesi adına ona seçenekler sunulur. Zihni daimî bir manipülasyon altındadır. Sahip oldukça mutlu olacağına inandırılmıştır. Bu durumun gerçek olmadığının farkına varır. Daha çok almaya, daha çok yemeye, daha çok harcamaya başlar. Ve bu tüketme ihtiyacı kişinin canlılarla olan ilişkisinden dili kullanma biçimine kadar nüfuz ettiği için değer algılarının sapmasına neden olur.

Çünkü tüketim zihinlerimizde mutlulukla ilişkilendirilmiştir. İhtiyaçlarımızı biz belirlemediğimiz gibi; bizi neyin mutlu edeceği de bize öğretilir. Hayatımızın nasıl olması gerektiği, hatta gelecekte neyi düşleyeceğimiz bile reklamlar tarafından dayatılır.

Biz bütün bunların kendi seçimlerimiz olduğunu düşündüğümüz bir dünyada yaşıyoruz. Ve bu durum artık bir “-mış” gibi yapmaktan öteye geçip, bir simülasyon evreni yaratıyor. Çünkü bu durumun kendi yarattığı gerçekliğe inanıyor ve bu zeminde yaşıyoruz. Nesnelerin ve insanların sergilendiği kadar var olduğu bir evren…