all the things i don’t want to hear from a politician

all the things i don’t want to hear from a politician

14.09.2022 – 05.11.2022

Artists

mustafa boğa

All The Things I Don’t Want To Hear From A Politician 

The transformation of cultural and intellectual phenomena into creations through artistic or daily use items is possible within the framework of both the world individuals perceive and the opportunities offered by the geography they live in. Therefore, at the point of ethnographic or artistic production, what societies have done in the past, what they have lived, is closely related to the future context, and therefore to what they do in the current period. At this point of close relationship, Mustafa Boğa’s solo exhibition titled “All I Don’t Want to Hear from a Politician” is a confrontation and awakening. 

A deep and disturbing injustice, oppression and subliminal references underlie the whole life of our age. The false assumption that people are actually equal, every step we take between people reveals from such a realistic perspective that the opposite is true, every step turns into a painful stumbling block and what remains is the sting of awakening. 

Signs and miracles of moral reform, overshadowed by vile passions in politics, are clearly emphasized in the awakening of new sprouts in our age. As Gasset has stated, “It cannot justify its existence by reproducing the truth, making a second copy in vain, nor can it be limited to it. Its task is to open an unreal horizon. In order to achieve this, there is no other way but to deny our own reality and to overcome it with our act of denial.” 

Mustafa Boğa’’s wall panel made of flowers, knowing that it will lose sight of its message and vitality in a very short time, invites the audience into that fake world. When the effort to be heard is combined with the material of the work, it offers a questioning view of what we want to hear from a politician or what we are promised turns into a temporary show subject and our moment of confronting the facts. In the verses, the epoxy sculptures created with the belief of protection hoped to spread to the future, the present and the whole of life, and their efforts to exist in contrasts bring to mind the question “What is left for us, from us?” 

Boğa designs a confrontation by presenting traditional quilts, which have hosted different stories independently of each other, with images that are very familiar to us. It whispers in the ear as if it wants to say “face your fears, meet the dominant power” on the journey that comes to our subconscious with the very familiar images embroidered on the quilts that reveal the oppressiveness and weight of the quilt when taken on. 

All the bullying we are exposed to has also set up on us at a certain point. And the fact that the quilts, which are the subject of pressure, are called as protection and comfort areas in sleep without being aware of it, and the action is never seen as a pressure regime. There is always a need to take shelter behind a nostalgic element with a beautification arising from this illusion of perception. However, the awareness of waking up from sleep as a result of the reality and flexibility of the image confronting us with our subconscious, while drifting towards the past on the bridge formed by the contemporary and the traditional, hits our face with the reality of the current. 

In the installations formed by layering the photographs in traditional family archives, the purely political and class distinction of my momentary monograms, which we call photography, draws attention. Each work shows that Boğa’s own photograph, which is

layered, takes the form of a stance in the transmission from generation to generation. The installation, which reflects the moment when the woman and man are equal, within the frame created by the photograph to be placed on the official document from the government office, is faced with the pressure of the woman in the traditional family structure in the dominant masculine hegemony in social life.

Bir Politikacıdan Duymak İstemediğim Her Şey. 

Kültürel ve düşünsel olguların sanatsal veya günlük kullanım eşyaları üzerinden yaratımlara dönüşmesi bireylerin hem algıladıkları dünya hem de içinde yaşadıkları coğrafyanın kendilerine sunmuş olduğu olanaklar çerçevesinde mümkün olabilmektedir. Dolayısıyla etnografik veya sanatsal üretim noktasında toplumların geçmişte yaptıkları,yaşadıkları ile gelecekteki bağlam, dolayısıyla da şu an içinde yaşanılan dönemde yaptıkları ile yakından ilişkilidir. Bu yakın ilişki noktasında Mustafa Boğa’nın “Bir Politikacıdan Duymak İstemediğim Her Şey” adlı solo sergisi bir yüzleşme ve uyanış niteliği taşımaktadır. 

Çağımızın tüm yaşamının altında derin ve rahatsızlık verici bir haksızlık,baskı ve bilinçaltı gönderimleri yatmaktadır. İnsanların gerçekte eşit oldukları konusundaki yanlış varsayım, insanlar arasında attığımız her adım, bunun tersinin gerçek olduğunu öylesine gerçekçi bir perspektifle açığa çıkarmaktadır, her adım acılı bir tökezlemeye dönüşmekte,geriye ise uyanışın vermiş olduğu sızı kalmaktadır. 

Politikada aşağılık tutkuların gölgesinde kalan ahlaksal reform belirtileri ve müjdeleri çağımızda yeni filizlenmenin uyanışında apaçık vurgulanmaktadır. Gasset’in de belirtmiş olduğu gibi “gerçeği yeniden üretmekle,boş yere ikinci kopyasını çıkarmakla varlığını haklı gösteremeyeceği gibi, bununla sınırlanamaz da. Görevi gerçek dışı bir ufuk açmaktır. Bunu sağlayabilmek için de kendi gerçeğimizi yadsımaktan, onu o yadsıma edimimizle aşmaktan başka yol yoktur.’’ 

Mustafa Boğa’nın çiçeklerden oluşturulmuş duvar panosu, mesajını ve canlılığını çok kısa bir süre içerisinde gözden yitireceğini bilerek, izleyiciyi içine alarak o sahte dünyasına davet etmektedir. Sesini duyurma çabası eserin malzemesiyle birleştiği zaman bir politikacıdan duymak istediklerimiz ya da bize vaad edilen şeyin geçici bir gösteri öznesine dönüşme durumuna ve gerçeklerle yüzleşme anımıza sorgular nitelikte bir bakış sunmaktadır. Ayetler içerisinde epoksi ile oluşturulmuş heykellerin geleceğe,şu ana ve hayatın tamamına yayılmaya umut edilmiş koruma inancıyla, tezatlıklar içerisinde var olma çabalarıyla akla şu soruyu getirmektedir” bizden,bize geriye ne kalıyor?” 

Boğa: birbirlerinden bağımsız bambaşka hikayelere ev sahipliği yapmış geleneksel yorganları, bize çok tanıdık olan imgelerle karşımıza çıkararak bir yüzleşme tasarlamaktadır. Üzerine alındığı zaman ölü toprağı tabiri ile baskıcılığını,ağırlığını ortaya koyan yorganlar üzerine işlenmiş olan oldukça tanıdık imgelerle bilinçaltımıza çıkan yolculukta “korkularınla yüzleş, üzerindeki baskın güçle tanış” demek istercesine kulağa fısıldamaktadır. 

Maruz kaldığımız bütün zorbalıkların belli bir nokta da üzerimizde kurmuştur. Ve baskı öznesi niteliği taşıyan yorganların hiç farkına varmadan uykunun içerisinde korunma ve konfor alanı olarak adlandırılması ile birlikte eylemin asla ve asla baskı rejimi olarak görülmemesidir. Bu algı yanılsamasından kaynaklanan hep bir güzelleme ile nostaljik bir öğenin arkasına sığınma ihtiyacı karşımıza çıkmaktadır. Fakat imgenin gerçekliği ve esnekliğinin bizi bilinçaltımızla yüzleştirmesi neticesinde uykudan uyanmanın farkındalığı, güncel ile gelenekselin oluşturmuş olduğu köprüde geçmişe doğru sürüklenirken, güncelin gerçekliği ile suratımıza çarpmaktadır.

Geleneksel aile arşivlerinde ki fotoğraflarının üst üste katmanlanması ile oluşmuşturulmuş yerleştirmelerde fotoğraf dediğimiz anlık anı monogramlarımın tamamen politikliği ve sınıfsal ayrımı dikkati çekmektedir. Her bir çalışma içerisinde Boğa’nın kendi fotoğrafının yer aldığı, katmanlanmış olan varlığının nesilden nesile aktarımında bir duruş şeklini aldığını göstermektedir. Devlet dairesinden,resmi evraka konulacak olan fotoğrafın oluşturmuş olduğu çerçeve içerisinde kadının ve erkeğin eşit olduğu tek duruş anını yansıtan yerleştirme geleneksel aile yapısı içerisindeki kadının, sosyal yaşam içerisindeki egemen olan eril hegemonyasındaki baskısı ile karşı karşıya kalmaktadır.